Sana “hayal kurma” dediler. Direndin, direndin ama kurmadın. Ne birini çok sevdiğinden ne çok yalnız olduğundan ne de sadece sıkıldığın için taş bağlamadın ayağına. İnadına yaşadın. Çok yürüdün, çok susadın, çok kanadın ama hiç sormadın. Merak etmedin.
Sana “lütfen beni yalnız bırak” da dediler, “müsaitsen buluşalım mı?” da. Hiçbirini duymadın. Söylenenler daha bir kulağına girmeden havada asılı kaldı. Elinin tersiyle saçını savurur gibi dağıttın harfleri. Az uyudun, az yedin, az güvendin ama hiç dert etmedin. Güzel oynadın.
Sana hediyeler verdiler zarflarla. Veda mektubur dedin, hepsini dolaptaki kasana kilitledin. Anahtarı hep kaybettin. Sana kucak dolusu vedalar verdiler, sarıldın hepsine. Vedaların üstünü örttün, onları öptün.
Sonra yatağında oturup litrelerce çamaşır suyu içtin. Yanan için olsun ama yüreğin olmasın diye. E göğsün yanıyor! Açlıktan midenin kazınması gibi, içine çöken kaburgaların ne olacak? Boşluğun var salak. Eşyaları yağlayıp yutarak ya da 2.5 litre kola içerek onu dolduramazsın ki. Boşluğun odan değil Joshua, havalandırmadan sigara ardına sigara içmen sadece içini bulandıracak.
Sigara iç Joshua ama gözünü seveyim balkonda iç.
Yaşıyorsun. Öyle tadında, öyle imrenerek, öyle hızlı yaşıyorsun ki bittiğini anlamıyorsun. Anlamıyorsun, kimin yaşayıp kimin yaşayamadığını.
Gidiyorsun, sonra geri geliyorsun. Bazen sırf can sıkıntısından ışığı tekrar tekrar açıp kapatıyorsun. Canın bir şey istedi diye değil de doyumsuzluktan inceliyorsun buzdolabını.
Okuyorsun. Çok okuyor, az anlıyorsun. Bazen kelimeleri manidar bulup gülüyorsun. Boşluğunu anlatan kelimeleri çizip ağlıyorsun sonra. Sonra daha çok ağlıyorsun. Sen hep ağlıyorsun zaten. İçine akıttığın yaşlar mesanende birikip karnını ağrıtıyor sonra.
Sonra dayanamıyorsun. Dayanamadığından mütevellit içkiye veriyorsun kendini. Sonra elinde içkin, sokakta yürürken birden birinin evinde buluyorsun kendini. Bazen bırakıyorsun anı, bazen anıt gibi dikiyorsun duvarları.
Bazen çok oluyorsun, kızıyorsun kendine; bazen az olup yetmiyorsun, yetemiyorsun nefesine.
Bazen de sadece oturup mutfakta sigara içiyorsun.
Durmak istiyorsun. Soluklanmak… Biraz uzaklaşmak… Ama kalbini kapatırsan yanındakileri göremez olursun. Eğer kalbini kapatırsan; kısa sürede yanındaki önemli kişileri bile göremez olursun.
Yaptığın bir çeşit arayış ama umursamaz tavrın bunu saklıyor.
Kendini kapatma. Durmak bile, geriye dönmek bile korkunç değil mi? Eğer kendini kapatırsan ileri gidemezsin. Rüzgar, yağmur ve kuşlar güçlerini sana ödünç verecekler. Onların hepsi canlı…
Önemli insanlar yanında. Önemli birileri yanında. Onların hepsi sana inanıyor.
Önemli olan kalbini kapatmayacak bir cesaret.
Ben de sana inanıyorum. İnandığımı hissediyorum.
Acı bedenimi 106 m/ sn’de geçiyor ve hissetmeyi seviyorum.
Bu da söyleyebileceğim son şey.
Her şey.
Bir insanın kaybedecek bir şeyi kalmamışsa bu zaten sahip olduğu her şeyi kaybettiği anlamına gelir.
Utancımı masaya koyup sevişmek istiyorum bir adamla. Utanca yer kalmayacak kadar sevmek istiyorum bir adamı.
“İçinde olmak istiyorum.”
…
Seni görmek istiyorum. Gecelerde biraz yalnızlık var. Gözlerimi kapatıyorum.
Her şeye rağmen benim yanımda oldun, bana destek oldun. Beni daha fazla sar ve saçlarımı dolaştır.
Joshua… ben güçlü biri değilim. Ben dikkatsiz, düşüncesiz bir kızım ve asla terbiyeli biri olamayacağım. Ben sadece benim. Ruhla dolu…
Ben yalnız değilim. Sen beni zorlayacaksın ve ben iyi olacağım.
Ben sana sahip olacağım ve iyi olacağım. Seni bulacağım ve unutacağım.
Beni bul.
…
“Senin için üzüntüm herkesten ve her şeyden fazla.”
Bütün sorunlarımı yaktım.
Yani, bütün merak ettiğim; hayatımız boyunca hayalini kurduğumuz şeyi gerçekleştirir ve başarılı olursak sonunda ne halt yiyeceğimizdi.
Bilirsin, bazen hata olduğunu bildiğin bir şeyin hata olduğundan emin olmak için o hatayı yapman gerekir.
Eskiler aşkın almamız gereken değil, vermemiz gereken bir şey olduğunu düşünürlermiş. Durduğumuz noktaya sırtımızı dönüp baştan bakarsak gerçek aşkı görebilirmişiz.
Eğer aşk bir mucizeyi de beraberinde getirdiğinde aşksa; aşkın kitabı cidden uzun ve sıkıcı demektir.